Kaşgarlı Mahmut

Kâşgarlı Mahmud Kimdir?

Bulunuş Öyküsünden Yayımlanışına Divanü Lugati't-Türk

Kaşgarlı Mahmut(ö.1080)


kaşgarlı mahmut, ömer bozdoganTürkleri aşırı derecede önemseyip göklere çıkaran Kaşgarlı Mahmut’un doğum tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte,11. yüzyılın ilk yarısında dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. Çünkü adını tarihe geçirdiği en büyük eseri’’Divânü Lûgati’t Türk’’ü 1077’de tamamlamıştır. Babası Hüseyin ibn Mehmet Bey, Karahanlılar Devleti’nin hanedan ailesine mensup birisiydi. Karahanlılar’ın tarihte ilk Türk-islam devletinin kurucusu olduğunu da burada hatırlayalım.

Mahmut’un doğum yeri olan Kaşgar, bu açıdan siyasetin ve kültürel hayatın merkezi idi. Doğu Türkistan’ın en önemli şehri olan Kaşgar,Türk-Uygur medeniyetinin gelişme imkanı bulduğu yer idi aynı zamanda. İşte böylesi önemli bir merkez Mahmut için de beşik olmuş ve onun iyi tahsil görmesinde, mükemmel Arapça öğrenmesinde rol oynamıştı. Ayrıca dönemin bütün Türk illerini gezme fırsatı bulmasıda onun tecrübe kazanmasına ve bilgilenmesine sebep olmuştu.

Gezip gördüklerinden öğrendiği kadarıyla Türk dili o dönemde hor görülen ve aşağılanan bir dildi. Kaşgarlı Mahmut ise buna inanmıyor, Türk dilinin diğer diller kadar sağlam ve zengin olduğunu savunuyor,aynı zamanda milletinin diğer milletlerden silah kuvvetiyle değil,kültür ve medeniyet yönünden de üstün olduğuna inanıyordu. Biz şimdi onun bütün hayatını neredeyse bu fikrin kabul görmesine adağını söylesek abartmış olmayız.

Türk milletinin layık olduğu şekilde tanınması için çalışmalar yapıp, İslam alemine zengin Türk dilini öğretmek için gayret sarf etti. Bu nedenle Selçukluların İran ve Suriye’de egemenlik kurdukları sırada, dönemin ilim ve sanat merkezi olan Bağdat’a yertleşti. Harika bir eser olan ve alanında yazılan ilk eser olma özelliğine sahip’’ eseri’’Divânü Lûgati’t Türk’’ kitabını burada yazmaya başladı ve yine burada tamamladı. Kitabı bitirdiğinde onu Bağdat’taki Abbasi Halifesi El-Muktedî’ye ithaf etti. Türk dilinin ilk lügat ve grameri sayılan bu kitap bugün konuşup yazdığımız güzel Türkçe’mizin temenilini oluşturmaktadır.

Tabii bu eseri sadece gramer ve lügat kitabı olarak değerlendirmek yetersiz olur. Kitap, yaşadığı devrin coğrafyasını, tarihini ve sosyal hayatını içermesi bakımından zengin bir hazine niteliğindedir. Ancak kitap Arapça yazılmıştır. Türkçe’yi bu kadar önemseyen Kaşgarlı Mahmut’un neden bu kitabı Arapça yazdığını sorusunun cevabı çok basit aslında…

Çünkü o Türk dilini Araplara öğretmek istiyordu ve bu yüzden kitabı onların dilince yazması gerekmişti. Sekiz bine yakın Türkçe kelimenin yer aldığı kitap,Türk şiirinden ve Türk halk edebiyatından çeşitli örnekleri ve atasözlerini içermektedir.


On İki Hayvanlı Türk Takvimi ve Nevruz


Divanü Lugati’t-Türk’ün sözlük bölümünde sıra bars ‘pars’ sözünü açıklamaya geldiğinde Kâşgarlı Mahmud önce bir hastalığı, ardından yırtıcı bir hayvan olan bars ‘pars’ sözünü açıklamış, sonra da “Türk takviminin on iki yılından biri” diyerek bars sözünün bir diğer anlamını vermiştir. Ancak Kâşgarlı bu bilgiyi vermekle de yetinmemiş, ansiklopedik sözlük yazarlığının gereğini yerine getirerek on iki hayvanlı Türk takviminin özelliğini, nasıl ortaya çıktığını, bu takvimin Türklerin hayatındaki yerini ayrıntısıyla anlatmıştır.
Türklerin on iki farklı hayvan adını yıllara vererek on iki yıllık bir takvim oluşturduğunu; çocuklarının yaşlarını, savaş tarihlerini ve diğer olayları bu şekilde tarihlendirdiğini belirten Kâşgarlı Mahmud, Divanü Lugati’t-Türk’te bu takvimin ortaya çıkışını şöyle anlatıyor.
Türk kağanlarından biri, kendi yönetiminden önce, eski dönemlerdeki bir savaş hakkında bilgi edinmek ister. Çevresindekiler bu savaşın tarihi konusunda çelişkiye düşünce kağan kurultay toplar ve halkına danışır.
“Biz bu tarihte yanılıyorsak, bizden sonrakiler de yanılacaklar. Yanılmamaları için göğün on iki burcuna ve on iki ay sayısına göre bir düzenleme yapalım; her yıla bir ad verelim. Böylece bu yılları sayarak zamanı belirleyelim. Bu düzenleme, hepimiz için bir belge olsun,” der.
Kağanlarının bu düşüncesini halk da onaylar. Yıllara verilecek adları da şöyle belirlerler.
Kağan ava çıkar ve yaban hayvanlarını Ila vadisindeki büyük bir ırmağa doğru sürmelerini buyurur. Halk yaban hayvanlarını ürküterek, avlayarak ırmağa doğru sürer. Yalnızca on iki hayvan ırmağı geçmeyi başarır. İlk geçen hayvan sıçgan ‘sıçan’dan başlayarak her geçen hayvanın adı birbirini izleyen yıllara verilir. Böylece takvim, sıçan yılı ile başlar. Sıçandan sonra da ırmağı aşağıda belirtilen sırayla geçen hayvanlara göre on iki hayvanlı Türk takviminde yıllar şöylece belirlenir:

sıçgan yılı ‘sıçan yılı’
ud yılı ‘öküz yılı’
bars yılı ‘pars yılı’
tavışgan yılı ‘tavşan yılı’
nag yılı ‘timsah yılı’
yılan yılı ‘yılan yılı’
yund yılı ‘at yılı’
koy yılı ‘koyun yılı’
biçin yılı ‘maymun yılı’
takagu yılı ‘tavuk yılı’
ıt yılı ‘köpek yılı’
toŋuz yılı ‘domuz yılı’

Bu sıralamada domuz yılından sonra başa dönülerek yeniden sıçan yılına geçilir ve tarihlendirmeye devam edilir.
Kâşgarlı Mahmud takvimle ilgili bu bilgileri verdikten sonra Türklerin bu yılların her birinde bir hikmet olduğuna inanarak yıllarla ilgili kehanette bulunduklarını belirtir. Ud ‘öküz’ yılına girildiğinde öküzlerin birbiriyle vuruşup birbirlerini süsmeleri nedeniyle savaşların artacağına; takagu yani tavuk yılına girildiğinde tahıl taneleriyle beslenen tavukların yem bulmak amacıyla her yeri eşelemesinden ve birbirine karıştırmasından dolayı yiyeceğin bollaşacağına buna karşılık insanlar arasında kargaşa çıkacağına inanılmaktadır. Nag ‘timsah’ veya yılan yılının gelmesi, bu hayvanların yuvalarının sulak yerler olması dolayısıyla çok yağmur yağacağına, bolluk olacağına yorulur. Toŋuz ‘domuz’ yılının girmesiyle de çok sert bir kış geçeceğine, çok kar yağacağına inanılmaktadır. Kâşgarlı Mahmud’a göre Türkler, her yıl bir şeyler olacağına inanmaktadır.
On iki hayvanlı Türk takviminde yıllar on iki aya bölünmüştü. Takvimdeki yıl adları hakkında bu bilgileri veren Kâşgarlı Mahmud, daha sonra ay adları konusunda da şunları yazar:
Hafta kavramı İslamlıktan sonra geliştiği için Türklerde haftanın yedi gününün adı yoktur. Ay adlarına gelince, şehirlerde Arapça ay adları kullanılır. Müslüman olmayan göçebe Türkler, yılı dörde bölerler ve her üç aylık döneme bir ad verirler. Bunların birbirini izlemesiyle yılın geçişi bilinir. Nayruz’dan sonra ilkbahara oglak ay ‘oğlak ayı’, oğlağın bu dönemde büyümesinden esinlenerek sonrakine ulug oglak ay ‘büyük oğlak ayı’ denir. Bundan sonraki ulug ay ‘büyük ay’ diye adlandırılır çünkü bu dönem yaz ortasıdır. Sütün bol olduğu, nimetlerin bollaştığı dönemdir.
Yılın üç dönemini böyle anlatan Kâşgarlı Mahmud sıra dördüncü aya geldiğinde, az kullanıldığından bu ayın adını vermez.
Bu takvimin Türkler tarafından uzun süre kullanıldığını biliyoruz. Kâşgarlı Mahmud’un Divanü Lugati’t-Türk’ü yazmaya başlamasından yaklaşık üç yüz elli yıl önce, 725, 731, 732 yıllarında dikilmiş olan Orhon Yazıtları’nda tarihsel olaylar on iki hayvanlı Türk takvimine göre anlatılmaktadır. Ay adlarının birinç ay ‘birinci ay’, bişinç ay ‘beşinci ay’ biçimlerinde belirtildiği Orhon Yazıtları’ndan bir örnek:
Bunça kazganıp kaŋım kağan ıt yıl onunç ay altı otuzka uça bardı lagzin yıl bişinç ay yiti otuzka yoğ ertürtüm. “Bu kadar kazanıp babam Kağan, Köpek yılının onuncu ayının yirmi altıncı gününde vefat etti. Domuz yılının beşinci ayının yirmi yedisinde cenaze törenini tamamladım.” (Bilge Kağan Yazıtı, Güney yüzü, 10. satır)
Kâşgarlı Mahmud’un verdiği bilgiye göre Türklerin on iki hayvanlı takvimi bugün kullanmakta olduğumuz takvimdeki 21 Mart günü ile başlamaktadır. En eski dönemlerden bu yana Türklerin kutladığı Nevruz, on iki hayvanlı Türk takvimine göre yeni yılın başlangıcıdır. Bugün de Türk dünyasında ve içinde bulunduğumuz coğrafyada Türkler ve çeşitli topluluklar tarafından Nevruz’un kutlanması devam etmektedir. Farsça kökenli Nevruz nev ‘yeni’ ve ruz ‘gün’ sözlerinden oluşmaktadır. Türk dünyasında Nevruz adının ve bu adın çeşitli biçimlerinin yanı sıra yanı kün, yeni gün, ergene kün, ulustun ulu küni gibi karşılıkları da bulunmaktadır. Türkiye Türkçesinde de halk ağzında sultan nevruz, navrız, gün dönümü gibi sözler kullanılmaktadır.
Kâşgarlı Mahmud’un Divanü Lugati’t-Türk’te nayruz diye yazdığı sözcük Nevruz’dan başka bir şey değildir. Bu kayıt Türklerin kendi takvimlerine göre yeni yılın başlangıcı olan 21 Mart gününü binlerce yıldır kutladığını göstermektedir.

Şükrü Halûk Akalın

 


Kaşgarlı Mahmut Şiirleri


Türlü çiçekler açıldı
Sanki ipekten döşeğim serildi
Cennet yeri belirdi
Soğuk tekrar gelecek değildir

Kuş, kurt hepsi canlandı
Dişi, erkek hep toplandı
Bölük olup dağıldılar
Artık ine girecek değiller


Budraç yeme kudurdı "
Alpagutm adırdı
Süsin yana kadirdi
Kelgeli met irkeşür Budraç yine kudurdu,
Alplarını ayırdı,
Ordusunu yine döndürdü,
Gelmek üzre toplaşır."
Tang ata yortalım "
Budruç kanın irtelim
Basmıl begin örtelim
Emdi yiğit yuvulsun

Tan atanda yürüyelim,
Budruç kanın isteyelim,
Basmıl beyini yakalım,
Haydi yiğitler toplansın."


GÜZEL SÖZLER

Aslan kocayınca sıçan deliği bekler (kedileşir ).
Bir karga ile kış gelmez.
Deve yükü aş olsa, aça az görünür.
Dil ile düğümlenen, diş ile çözülmez.
Irak yerin haberini kervan getirir.
İnsan şişirilmiş tulum gibidir, ağzı açılınca söner.
İşaret olsa yol şaşırılmaz, bilgi olsa söz saptırılmaz.
İyi adamın kemikleri erir, adı kalır.
Öküz olmaktan, buzağı başı olmak yeğ.
Tanrının devlet güneşini TÜRK burçlarından doğdurmuş olduğunu

Ve onların mülkleri üzerinde

Göklerin bütün teğremerini döndürmüş bulunduğunu gördüm.
Tay at olunca at dinlenir, çocuk adam olunca ata dinlenir.

Kaşgarlı Mahmut

 

Joomla 1.6 Templates designed by Joomla Hosting Reviews